“Başını Kaldırmadan Gökyüzünü Görebilmek” Avcala Ve Büyükoba Yaylası, Şavşat, Artvin

İlk kez yazan biri olarak herkese merhaba! Adım Caner. Artvin Hopalıyım. Kamp yapma heyecanım yeşilin içinde, mavinin sesiyle başladı. İlk kamp tecrübesizliklerimden bahsetmeyeceğim; ama oraların yağmurunda ıslanmak, soğuğunda üşümek, hastalanıp serumlar yemek bile ayrı güzeldi.
Kamp ve kampçılık üzerine hayalleri olan, ” İşte tam da burası!” diyeceğinize inandığım bir yerden bahsedeceğim sizlere. Her sene mutlaka en az 3 gün kalıp doğasında kaybolduğum bir yer olduğundan anlatması kolay, yaşadığım heyecanı hissettirmesi ise çok zor olacak. Yayla denildiğinde ”Aman her yerde yayla var işte” diyenler olacaktır ama düşünün ki; evlerin çatıları yok, şeffaf brandalarla örtülmüş, uçmasın diye üzerine taşlar konulmuş. Gündüz oturmak, gece uyumak için yapılmış tek göz oda. Her gece ev halkının yere serilmiş döşekler üzerinde sıcak arayışı içinde birbirine sarılmasıyla oluşan en içten aile ortamları, yağmur yağdığında brandanın çıkardığı sesler eşliğinde kurulan hayaller ve gün ağardığında içeri vuran sıcaklıkla kapıya çıkıp bütün hücrelere çekilen temiz hava! Bir yer düşünün ki; başınızı yukarı kaldırmadan gökyüzünü görebiliyorsunuz; büyük lüks! Telefonun çekmediği, televizyonun olmadığı ve ışık ihtiyacınızı lüks, gaz yağı ya da mumla giderdiğiniz bir yer derken sanırım kamp olayından çok uzaklaştım, yaylacı olarak seneye hepinizi Şavşat Büyükoba Yaylası’na bekliyorum. 🙂

Büyükoba Yaylası, Şavşat

Bizim ev 🙂

Eskilerin anlattığına göre araç yolu yokmuş, şimdi Hopa’dan yaklaşık 5 saatlik bir yolculukla gidilen yaylalara atlarla koyunlarla grup olarak gidilirmiş. Bir hafta gibi bir sürede sadece gündüzleri ilerleyip geceleri şuan ki tabiriyle kamp, onlara göreyse istirahat yaparlarmış. Sanırım içimdeki bu doğa sevgisi ve kampçılık buradan kalan bir şey. Çok uzaklaşmadan bu sene yaptığımız kamptan bahsedeceğim. Detaylı anlatmak istediğim için çadırı kurduk, ateşi yaktık, hava esiyordu kalın eşyalar seçin deyip geçmeyeceğim. Hopa’nın Kemalpaşa Beldesi’nin Köprücü Köyü’nden, sabah erkenden gerekli malzemeleri hazırlayıp, yola çıktık. Yedi kişiydik ve bir pikapımız vardı. Pikabın kasa kısmını iki kişinin oturabileceği şekilde düzenledik. Tabi ki o iki kişiden biri bendim.

Yolculuğa başladığımız andan itibaren ”Yağmur yağar mı yağmaz mı, branda almalı mıyız ?” endişesiyle Borçka’yı, Artvin’i geçtik ve Şavşat’a vardık. Yağmur yağmamıştı şansımıza ama Karadeniz işte havanın ne yapacağı belli olmuyor. Ailem burada yağmur başladı diye aradığında, biz güllük gülistanlık yolumuza devam ediyorduk. Meğer yağmur arkamızdan geliyormuş.

Erzak olarak Şavşat’a kadar hiç bir şey almaya gerek yok.  Her şeyi oradan tedarik edebilirsiniz ancak, bir dip not düşecek olursam Artvin’i çıktıktan sonra Şavşat yolu üzerinde 15. km de Varient diye bir et lokantası ve kasap var. Eti oradan almanızı tavsiye ederim. Kuzu kaburga almayı ihmal etmeyin J Kampta lazım olacak diğer tüm şeyleri Şavşat’tan aldıktan sonra tekrar yola koyulduk. Şavşat’ı çıktıktan 5-10 km sonra sağ tarafta bir köprü üzerinden içeri giriliyor. Orada üzerinde Büyükoba yazan tahta bir tabela mevcut. Tabi rotayı o yöne çevirmek tercih meselesi. Yaylaya çıkan Z yoldan önce AVCALA ‘da kamp yapmanızı önereceğim. Buraya Mağara da deriz ama genelde Avcala kullanılır. Şavşat çıkışından içeri girdiğinizde zaten yol sizi buraya kadar getirecektir. Sadece tek bir yerde yol ikiye ayrılır. Burada soldan devam edip gene Büyükoba yazısını tabelada göreceksiniz ki yaklaşık 7-8 km kadar daha yolculuğunuz olacak. Teybinizde Karadeniz şarkıları olmasını, yola bunları dinleyerek devam etmenizi öneririm çünkü size oraları en iyi anlatacak olan müziklerdir. Avcala’ ya yaklaştığınızı yolun son 2 km sinde sağınız solunuz çamlık olduğunda anlayacaksınız. Havayı içinize çekerken soğuğu ve o esas oksijeni hissedeceksiniz. Çamlık bitiminde zaten Avcala’ ya ulaşmış oluyorsunuz. Sonrası ise sadece çimeni olan yemyeşil dağlar…

Avcala’ dan kareler Çamlığın bittiği yerde sağ tarafa doğru baktığınızda Z yolu hemen göreceksiniz. O yol umutlu heyecanlı tırmanışın yolu, yayla yolu. 1 saatlik süre sonrasında yaylaya ulaşırsınız. Ancak oraları bilen biri ile gitmek iyi olacaktır. Çünkü yollar hep çimen olduğu için çok fazla araç izi var. Hangi yöne gideceğinizi karıştırabilirsiniz. Bir de sis çökmüşse yaylayı bulma olasılığınız dışında kaybolma olasılığınız daha fazla.

Yayla yolunun başlangıcı

Yayla yolundan kareler

Avcala’ ya geri dönelim. Çadır kurmak için ideal çok fazla yer var. Çam ağaçlarının altındasınız. Eğer çadırınız yağışa dayanıklı değilse mutlaka çadır boyutlarında branda almanızı tavsiye ederim. Biz branda almıştık fakat çadırımız yağmura elverişli değildi ve su almaya başladı. Biz de aldığımız brandayı döşek ve battaniyelerimizi sarmak için kullandık. Çadırımızı orada bırakıp bastıran yağmurla doğru yaylaya çıktık.

Akşam saat 10 yayla sisli ama içgüdülerimiz sağlam çünkü çocukluğumuz oralarda geçti. Ee yaylada evlerin çatısı yok der gibisiniz ki eylül ayında yaylacılıkta bitmiş olur. Güzlük diye bir şey vardır. Çobanlar koyunları ile orada kalırlar. Biz çıktığımızda iki çoban vardı sadece. Onun dışında bazı yaylacılar brandayla uğraşmamak adına evlerinin üstüne sac yaptılar. Geneli tanıdığımız insanlara ait olduğu ve kapılarını yalnızca çivi ile çakıp kapattıkları için bildiğimiz ilk eve girip döşeklerimizi serdik ve hemen uyuduk. Gece imkanlarımızı değerlendirme şansımız olmadığı için sabahı bekledik. Ertesi gün uyandığımızda iki yan tarafımızda sobalı, yataklı, döşekli bir ev bulduk. Ev sahibi Süsember babaanneydi. Kocaeli İzmit’ten misafirlerimle gelmiştik yaylaya. Onlardan birine göre bu ev Susember değil Bengisu babaannenindi 🙂

İlk gece gün ışığını beklediğimiz ev (Zulfiye babaannenin evi 🙂 )

Susember babaannenin evi 🙂

Eğer ki eylülde Avcala’ ya gidecekseniz ekipmanınız ona göre olsun. Yoksa bizim gibi yaylada açacak kapınız olmayabilir. Ama Avcala’ ya giderken beni de çağırırsanız, kar düşmemişse , sıcak bir ev kapısı açabilirim sizlere.

Gelelim yağmur yağmasaydı Avcala’ da kalsaydık, oranın ne özelliği var ki ta oralara çadır kurmaya gidelim sorusuna J Çamların kokusuyla, geceleri yıldızlar eşliğinde, ki yıldızlara dokunabileceğime inandığım tek yerdir, ateşin etrafında şarkılar söyleyip gülüp eğlenip uyuduğunuzda; sabah uyanınca çadırınızın fermuarını açıp doğanın her rengine şahit olduğunuzda, sis bulutlarının parça parça önünüzden geçtiğini ve bulutların üzerine vuran güneşi gördüğünüzde inanın ne farkı var ki demeyeceksiniz. Ha bir de aldığınız eti sac tavada pişirip yemeye başladığınızda parmaklarınıza dikkat edin. Yola çıkmadan önce 2 adet 5 litrelik su ya da varsa boş şişelerinizi yanınıza alırsanız temiz su kaynağı mevcut. Velhasıl kelam benden bu kadar. Karagöl ‘ü görmek için Şavşat’a yolunuz düşerse ki gerçekten görülmeye değerdir, sizlere extra bir tat katacak Avcala’ yı ve Büyükoba‘ yı unutmayın.

Not: Evimizin çatısı sağlam olmadığı için Süsember babaannenin evini kullandık. Yanlış anlaşılmasın 🙂

Ekip 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here