Korsan koyu – Gelidonya feneri – Antalya Likya Yolu

Korsan koyu – Gelidonya feneri - Antalya Likya Yolu

Korsan koyu; Antalya’nın Kumluca ilçesi, Mavikent beldesi, Karaöz köyü sınırları içerisinde yer alır. 1521 yılında Piri Reis’in yazdığı kitapta korsan koyu, Karaöz koyu olarak geçiyor.  Antalya-Finike arasında olan fırtınalardan etkilenmeyen ve eskiden denizcilerin sığındığı oldukça korunaklı bir koydur. Likya Yolu üzerinde yer alır. Antalya’nın güneybatısında yer alan koy, Likya uygarlığının önemli eyaletlerinden biri olan melinappe içerisinde bulunuyor.

Melinappe; Helenistik dönemden itibaren Gagai’nin egemenlik alanındaki küçük bir kıyı yerleşim alanıdır. Kentin önemi, çevresindeki diğer yerleşim alanlarına da hizmet verebilen korunaklı doğal bir liman olmasından kaynaklanıyor.

Melinappe hakkında çok detaylı bilgiler olmasa da hala daha yakın tarihte çevre sakinlerince uygarlığa ait paralar bulunduğu söylenir. Geçtiğimiz son bir kaç yıl içerisinde tatilcilerin, mangalcıların, piknikçilerin, karavancıların ve kampçıların gözdesi haline gelen koy gün geçtikçe daha çok ziyaretçi ağırlamaya başladı. Likya Yolu üzerinde yer aldığı için bir çok yabancı turistinde ilgisini çeken korsan koyu fotoğrafçılar içinde paha biçilemez bir manzara sunuyor. Balıkçıllarında gözdesi olan koy her zevki yaşamak isteyenlere mükemmel imkanlar sunuyor. En güzel yani ise kolay ulaşım, tatlı su kaynağı ve belediyenin sağladığı tuvalet imkanı.

Korsan koyuna gitmek için (Antalya’dan) Mavikent’e yaklaşık 115 km’lik bir yolculuk yapmanız gerekir. Mavikent’ten Karaöz köyü ise yaklaşık 13 km’dir.  Karaöz köyü ve Korsan Koyu arası yaklaşık 8-10 dk’lık bir toprak yol sürüşüyle son buluyor.

Karaçamların arasında bulunan koyun başka bir güzel yani ise Gelidonya fenerine yürüme mesafesi olması.

Gelidonya feneri

Taşlı Burun yada Kırlangıç  Burnu olarak ta anılan Gelidonya Burnu hemen önündeki Beş Adaların antik Likya uygarlığı ve denizciliği içinde önemli bir yeri vardır. Gelidonya Burnu ters akıntılar nedeniyle Antalya Körfezinin en tehlikeli yeri olarak biliniyor. Antik dönemde bir çok gemi kayalara sürüklenerek batmış. Burun ve Beş Adalar çevresi su altı mezarlığı haline gelmiş. Tarihte yaşanan bu kazalardan dolayı 1960 yılında bilim adamları ve tarihçilerin dikkatini çeken bölgede dünyanın ilk bilimsel su altı araştırması gerçekleştirilmiş. George F. Bass önderliğinde araştırma ekibinin incelediği i.ö.15. yüzyıla ait gemi kalıntıları bodrum su altı müzesinde sergilenmektedir.

Akdeniz’in kılavuz fenerlerinden biri olan Gelidonya Fenerinin 1934 yılında Antalya’nın Kumluca ilçesi, Taşlık Burnunda Tarihi Likya Yolu üzerinde inşasına başlanmış ve 1936 yılında hizmete girmiştir. 227 m rakımla Türkiye’nin en yüksek deniz feneri unvanını taşıyor. Ayrıca 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilen fener görülmeye değer.

Gelidonya Fenerinin hemen yanındaki çardak; 2004 yılındaki güneş tutulmasını izlemek için gelen Amerikalılar  tarafından fenerin bekçisine yaptırılmış.

Fenerin son bekçisi Mustafa Demir Antalya Dergisi için yaptığı bir röportajda fener ve yaşantısını şöyle ifade etmiş: “1942 yılında bekçi olarak başlayan dedemin 70’li yıllarda emekliye ayrılmasıyla babam devam ettirdi feneri beklemeyi. 1975 yılında gözümü fener ışığıyla açtım. Burada doğdum, büyüdüm, şimdi feneri bekliyorum. Üç kuşaktır denizcilere yol gösteriyoruz.
İlk zamanlarda fener gaz yağı ile çalışıyormuş. O zamanlar feneri mecburen beklemek gerekiyormuş. Gece alevlenirmiş, tıkanırmış Fener. Temizlenmesi gerekirmiş. Daha sonra tüp gaz sistemine geçilmiş. Ben de bu mesleğe ilk başladığımda bu sistemi kullandım. O dönemde de fener de kalmak gerekiyordu. 2000 yılının ardından güneş enerji sistemine geçildi. Geçtiğimiz yıllarda otomatik fenerler kullanılmaya başlanınca görev yerimi değiştirdiler. Hafta da bir gün gelip fenerin genel kontrolünü yapıyorum artık. Güneş enerjili aküler kullanılıyor şimdilerde. Gündüz güneşle şarj oluyor, akşamda bu enerji kullanılıyor. Fener geceleri fotoselli sistemle yol gösteriyor denizcilere. Artık feneri bekleme işi ağır ağır bitiyor. Anlayacağınız ben bu denizin son bekleyeniyim.
Fırtına oldu mu zor oluyor burada beklemek. Gürültüden başka bir şey yok. Kapanıyorsun odanın içine ve hep ses dinliyorsun. Fırtına ürkütmüyor beni ama dingin havaları daha çok seviyorum. İnsan bu manzaraya bakınca aklına her şey geliyor. Ufka bakınca kafanda sorun da kalmıyor. Dert yok tasa yok, kafan rahat. Denizin sesi… kuşların sesi…
Likya yolu buradan geçtiği için bahar dönemlerinde geleni gideni eksik olmaz Fener’in. Çok imrenen oluyor bana. Genelde buradan geçip gidenler şehir hayatından bıkmış olmalı ki, burada yaşamak istiyor. Ben de onlara diyorum ki; güzel ama bir de burada yaşayana sor. Yalnızlık zor.”

Mustafa abiyle bizzat tanışma fırsatımız olmuştu. Fener ve dedesi sayesinde yerli halk ve tarihçiler için bölgede önemli biri olarak kabul edilen Mustafa abi kendi halinde gayet neşeli bir insan. O civarı avuç içi gibi biliyor, Likya Yolu’nu yürüyen yerli yabancı turistlere de rehber oluyor.

Fener şimdi ulusal miras olarak Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nce koruma altında.

Topraklarımız üzerindeki tarihi bilmeden dünya tarihi pek bir anlam ifade etmiyor bana. Ülkemizdeki muazzam manzaraları olan yerlerden biride Likya Yolu üzerindeki Gelidonya Feneri ve Korsan Koyu. Bölgede kamp yapılan alan ne yazık ki ziyaretçilerin gazabına uğramış durumda. Etrafta insanların ambalaj atıklarını yer yer görmek mümkün. Dünyamıza karşı duyarlı olmamız gerekli. Gezip görülecek daha çok yer var.

2 YORUMLAR

  1. Eski uygarlıkların bıraktıkları birçok eseri biz turistik alan diye yanlış bir kullanımla harcıyoruz resmen. Antalya’da gittiğim ve gezdiğim bölgelerde bu tür muhteşem yerleşkeler var. Ama bazıları özelliğini korurken bazılarının sırf rant için katledildiğini görebiliyoruz.

  2. Geçen sene eşimle birlikte gittik. Gerçekten anlatılandan daha güzel bir yer. Kesinlikle vaktiniz olur ise tavsiye ediyoruz. Gidin ve güzelliğin tadına sizde varın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here