Güneydoğunun Kalbi Mardin

987

Güneydoğu Anadolu’nun Dicle bölümünde yer alan ve Suriye’ye sınır komşusu olan bu şehir adeta tarih kokuyor. Mardin için söylenen çok hoş, çok meşhur bir söz vardır; “Gündüzü seyranlık, gecesi gerdanlık.” Tamda öyle. Gündüz mimari yapılarını seyre dalacaksın, gece ise ışıl Mardin manzarasına hayran olacaksın. Mardin öyle zengin bir kent, öyle büyük bir tarihi miras ki, keşfet keşfet bitmiyor. 

Dünyaca Ünlü Taş Evler

Evet, yanlış duymadınız. Dünyaca ünlü. Evlerin yapımında sarı kalker taşı kullanılmış. Bu öyle bir taş ki evlerin yazın serin, kışın sıcak olmasını sağlıyor. Klimaya, sobaya, kalorifere son! Yüzyılın buluşu ve ben bunu ancak oraya gidince öğrendim. O yüzden hep derim, yola çıkın! Öğrenecek çok şey, gezilecek çok yer var.

Mardin Ulu Cami

Anadolu’daki en eski camilerden biri. Artuklular döneminden kalma bir cami bu. Halk tarafından Cami Kebir olarak da anılıyor burada. 1176 yılında iki minareli olarak inşa edilmiş ama sadece tek minaresi günümüze dek korunabilmiş. Aslında bu minare de orijinal hali değil. 19. yüzyıl sonlarında yapılan eklemelerle şimdiki görüntüye ulaşılmış.

PTT Binası

1890 yılında Şatana Ailesi tarafından Ermeni bir mimara yaptırılmış bu güzel bina. Şatana Ailesi Evi olarak da biliniyor. Binayı dolaşırken her yanı emek kokan bu muhteşem taş işçiliği ürününe hayranlık duymadan edemiyorsunuz. 1950’den itibaren postane olarak kullanılmış. Bu yüzden PTT binası olarak anılıyor ama bugün Artuklu Üniversitesi’nin kanatları altında.

Zinciriye Medresesi

Mardin’de hüküm süren son Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa tarafından yaptırılmış ve Timur’la savaşan İsa Bey, bir süre bu medresede hapis yatmış.

Kasımiye Menderesesi

Bu medrese Zinciriye Medresesi’nden sonra yapılmaya başlanmış ancak siyasi çalkantılar nedeniyle uzun zaman bitirilememiş; ancak Akkoyunlular döneminde tamamlanabilmiş. Her iki medresede de öğrencilerin kullandığı odacıklar var. Hangi ders için kullanıldığı odaların tavanındaki simgelerden anlaşılıyor. Medresenin önünde tezgah kurup kendi yaptıkları takıları satan çocuklar buranın meşhur yüzü olmuş adeta. Buraya giden neredeyse bütün fotoğrafçı ve gezginlerde bu çocukların bir fotoğrafı mutlaka var.

Ama kareye sonradan dahil olan tembel küçük dostumuzu da göz önüne alırsak bence ben en güzelini ben yakaladım. 🙂

Deyrul Zafaran Manastırı

Mardin’den 4 kilometre uzaklıkta bulunan ve 5. yüzyılda yapılmış olan Deyrul-zafaran Manastırı, mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Deyrul Zafarân Manastırı/Kilisesi ya da bir diğer adıyla Süryani Kilisesi Mardin’de bulunuyor. Farklı din ve kültürlere merakı olanlar için tam anlamıyla eşsiz bir fırsat.

Ben gittiğimde ayine denk gelmiştim. Mumlar falan yakılmıştı. Çok ilginç görüntüler vardı. Çok şanslıydım. Farklı din ve kültürden insanlarla tanışma, onları gözlemleme fırsatı yakaladım.

Burada bulunan nostaljik kafeden Deyrul Zafaran Çayı’nı almayı da ihmal etmemek lazım. Tadına baktırıyorlar. Eminim kokusuna da tadına  da bayılacaksınız.

Mardin, Artuklu İle Dara Antik Şehrine Ulaşım

Mardin-Nusaybin yolu üzerinde, Akıncılar köyünden 10 km içeri giriliyor. Dolmuş seferi bulunmuyor. Özel araç veya tur şirketiyle gezilmesi gerekiyor.

Bir Yanda Ölüm Bir Yanda Yaşam

Dara, Mardin’in 30 km. güneydoğusunda bulunan Oğuz köyünde yer alıyor. Tarihte Yukarı Mezopotamya’nın en önemli yerleşim yerlerinden birisi olan Dara, şuanda Suriye ile sınır konumunda. Öylesine yakın ki, silah sesleri duyuluyordu. Suriye’de yaşanan savaşın ortasında gibi hissetmiştim kendimi. Hatta o an bir cümle kurmuştum:

“Hayat bir çizginin ortasından ibaret. Bir taraf ölüm, diğer taraf yaşam.”

Bir yanda fotoğraf makineleriyle gezen insanlar, öte yanda can derdinde olan insanlar… Hayat çok garip değil mi sizce de? İnsanı sorgulamaya itiyor adeta…

Dara ‘nın Tarihi

İmparator Anastasius’un girişimleriyle 505 yılında, Doğu Roma İmparatorluğunun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askeri amaçlı bir garnizon kenti olarak kurulmuş. Kaya içine oyulan yapılardan oluşan ve geniş bir alana yayılan Dara Antik Kentinin çevresi 4 kilometrelik bir surla korunmuş. İç kale, kentin kuzeyinde ve 50 m. yüksekliğindeki tepenin üst düzlüğüne kurulmuş.

Kent içinde o zamanlar yapılan kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendinin kalıntıları halen görülebiliyor. Ayrıca köyün etrafında tarihleri Geç Roma dönemine kadar giden mağara evlere rastlanmakta.

Midyat Sokakları

Mardin ilinin bence en güzel ilçesi olan Midyat İslam, Hristiyanlık ve Ezidilik dinleri ile Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice dillerinin buluşma noktasıdır.  MÖ 9. yüzyıl Asur tabletlerinde Matiate olarak anılıyormuş. “Matiate” Süryani bir isimmiş ve “vatanım” anlamına geliyormuş.

Midyat’taki ilk Süryani Hristiyanlar mağaralarda yaşarmış. Midyat tarih boyunca birçok kere kuşatılıp talan edilmiş.

Midyat Mardin ilinin en geniş ve nüfus bakımından en kalabalık ilçelerinden biri.

Midyat’da çeşitli dinlere inanan, farklı ırk ve kültürlerden insanlar bulunuyor. Müslüman olarak Türkler ve Araplar yaşamakta, Hristiyan dinine mensup olarak da Süryaniler, Ermeniler ve Keldaniler yaşamakta. Ayrıca bu din grupları mezhep olarak aralarında Katolik, Ortodoks ve Protestan olmak üzere de üç mezhebe ayrılıyor. Hristiyanlar kendi aralarında çok az sayıda olmak kaydı ile Süryanice konuşabiliyor, ancak Keldanice ve Ermenice bu bölgede unutulmuş dillerden ve kullanılmamakta. Midyat “Diller ve Dinler Şehri” ünvanını gerçekten hak ediyor. Çünkü bu dinlerin yanı sıra sayıları çok az olmakla beraber Ezidi dinine mensup insanlar da yaşıyor bu coğrafyada.

Mezopotamya’ya Bir Bakış

Süryanilerin milattan önceki tarihleri eski Mezopotamya’da yaşayan ulusların tarihidir. Süryani halkının kökleri de eski Mezopotamya’nın en eski tarihsel dönemine kadar inmektedir.

Yukarı Mezopotamya’nın yazılı tarih evresi Asurlar ile başlar. MÖ 3000’lerde Sümer’in kuzeyinde yer alan Asurlar ve Akadlar, Fırat’ın orta kesiminde, çok sayıda bağımsız site devletleri kurmuşlar. Bu nedenledir ki buradaki halk, Sümerlere benzeyen bir medeniyetten oluşuyor.

Bu şehir için “Gelen ağlar giden ağlar” demişler ya, çok doğru.

Büyük şehirlerden buraya atanan memurlar önce ah vah ediyor, burada nasıl yaşarım, alışveriş merkezi yok, go kart yok, koca koca gökdelenler yok, aman Ya Rabbim moduna giriyor. Biraz kalıp ortama alıştıktan sonra da vazgeçemiyor. Bu ahvah edilen, özlenilen o alışveriş merkezleri, koca koca gökdelenler büyük şehirlerin avantajı değil dezavantajı bence. Doğallık gibisi var mı? Adamlar yazın serin kışın sıcak tutan malzemeden, tarihi yapıyı koruyarak ev yapmış, yaşıyor içinde. Yerin dibine batsın büyük şehirlerin modernizmi diyorum ben.

Geçim Kaynakları

Midyat Güneydoğu Anadolu bölgesinin en gelişmiş ilçelerinden biri. 1990’lı yıllardan itibaren okuryazarlık oranında büyük bir ilerleme yaşanmış. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık.

Ancak 2000’li yıllardan itibaren dizi ve film açısından ilçeye rağbette büyük bir patlama yaşanmaya başladı bildiğiniz üzere. Bu dizi ve filmler sayesinde unutulmaya yüz tutmuş, Telkari sanatında da büyük gelişme yaşandı. Bu sayede son günlerde bu sanat tekrar canlanarak endüstri haline getiriliyor.

Telkari Sanatı Nedir?

Telkari gümüş tel işleme sanatı anlamına gelir. İnce tel haline dökülen gümüşün bükülmesiyle oluşturulan küçük motiflerin bir araya getirilmesi sanatıdır. Tümüyle el işçiliğine dayalı bir sanattır. Telkari sanatı ile yaygın olarak tütün kutusu, sigara ağızlıkları, aynalar, tepsiler, kemerler, küpeler, kolyeler, düğmeler ve yüzükler yapılabiliyor.

Altın ve gümüşün yüzyıllardır dantel gibi işlendiği Telkari sanatı, her el sanatı gibi modernizm fırtınasına rağmen ayakta kalmaya çalışanlardan. Mardin Midyat telkari sanatının halen yaşatıldığı merkezlerden biri.

“Kumaşın ve altının sihirbazı derler Süryaniler için. Oysaki ben Mardin’de telkariyim. En eski kelebek kanadı, yiğitlerin asası… Benim göz zevkim, el emeğim, maharetle nakış olur gümüş üzerinde. Ben Mardin’im. En güzel gümüş işlemeciliğin yurdu yani. Mezopotamya ilhamım, medeniyetler benim desen kaynağım. Ben, tel halindeki gümüşü diriltir, altını şahlandırırım. Basit bir el çekiciyle ve ayak körüğüyle sevda yakısını gümüşe yansıtırım. Ben en güzel kol düğmesiyim. Taşlara nakşetmiş atalarımla, gümüşü yonttum. Ben bir zevk tüneliyim. Bir çocuğun gelecek düşü, Mardin’de bir sevgi motifiyim. Ben telkariyim, dünden bugüne incecik zevkleri bulutlara işleyen, çiçeklere kazıyan…” Mardinli telkari ustaları böyle tanımlıyorlar köklü sanatlarını, biraz da Mardin’e mal ederek.

Mardin’de Telkari

Özellikle Mardin ve Midyat ilçesinde telkari sanatı oldukça gelişmiş. Hatta Mardin ve Midyat ilçesi, telkarinin doğup büyüdüğü yer olarak biliniyor. Maalesef telkari ustalarının sayıları bugün bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu güzel sanat modernizmin pençesine düşmüş, yok olmanın eşiğinde çırpınıyor. Mardin Valiliği ise bu sanatı yaşatmak ve geleceğe taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. Sanatın sürekliliğinin sağlanması için ilde genç ustalar tarafından işlenen telkarilerin Avrupa’daki moda evlerine kadar götürülmesi planlanıyor.

Bu çalışmalar iç ve dış turizmin gelişmesine de katkı sağlıyor.

Genel Değerlendirme

1) Mardin’de Süryani şarabı pek ünlüymüş. Süryani evlerine, şarap evlerine fotoğraf çekmeye gittiğimde, şaraba inanılmaz bir rağbet vardı. Önce küçük bardaklarda tadına baktırıyorlar, her gelene ikram ediyorlar. Sonra isterseniz satın alabiliyorsunuz.

2) İçeride minik mağara benzeri şeyler var. Üst kısımlarda oyuklar bulunuyor. Sizi içeri girince hemen bir rehber karşılıyor. Bölgenin tarihini ve yapıların özelliklerini anlatıyor.

3) Deyrulzafarân Çayı diyorum ve susuyorum. Aman Ya Rabbim ben böyle lezzet görmedim. Önce tadımlık ikram ettiler yine. ( Not: Bölge halkı ve esnaf son derece misafirperver) Sonrasında zaten karşı koyamadım paket paket çay aldım. Hatta hediyelik bile aldım ve hediye ettiğim kişiler çaya resmen aşık oldular. Çok farklı bir lezzeti var. Mutlaka tadılmalı.

4) Artukbey Kahvecisine uğramadan geçmeyin. Oradan bir badem şekerleri almışım ki yemeye kıyamadım desem yeridir. Muhteşemler. Kahveli ve tiramisulu badem şekerlerini denemeden geçmeyin derim, pek hoştu.

5) Yine gezim esnasında bir esnaf keşfettim. Takı türü şeyler satıyor. Tesbih falan da var. Kehribar tesbihlerde gözüm kaldı dayanamadım aldım.

Sonuca gelirsek ben Mardin’i çok beğendim. Her adımı tarih kokuyor. Sokaklarında gezerken yaşlı amcalarla tadına doyulmaz sohbetler ettim. Çok değişik yüzler görüp, çok hoş fotoğraflar çektim. Çok güldüm, çok eğlendim. Çok gezdim, çok yoruldum. Ama çok farklı bir tat, çok farklı bir kültür buldum ben bu şehirde… ? BEN MARDİN’İ ÇOK SEVDİM. ?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here