Çağımızın Ebeveyn Hastalığı “Çocuğumu Mutlu Etmeliyim”

Ayşe Hanım, beni 3 yaşındaki kızı Alya ile ilgili aramıştı. “ Alya, şimdiye kadar çok uyumlu bir çocuktu. Ama birdenbire istekleri yerine gelmediğinde öfke nöbetleri geçirir oldu. Eğer istediği zaman onu kucağımıza almaz, istediği oyuncağı almazsak kendini kaybediyor. Ona ilgimizi sevgimizi bir çocuğun isteyebileceği her şeyi verdik.”

Anne-babaların çocuklarını anlatırken “birdenbire” davranışlarının değiştiğinden bahsetmelerinden her zaman şüphe duyarım. Çocuklar duygusal tepkiler vermeden önce buna dair işaretler verirler. Sadece ailede bir felaket ya da travma yaşandığında durum farklı olur. Eğer bu davranışların uygun olmadığı çocuğa öğretilmezse, bu duygusal taşmalar büyür ve şiddetli öfke nöbetlerine dönüşür.

Ailenin çocuğun duygularını nasıl karşıladıklarını anlamak için “Öfkesinden dolayı kontrolünü kaybetmeye başladığında ne yapıyorsunuz?” diye sordum. Bütün çocuklar birtakım duygulara sahiptir. Burada önemli olan anne-babanın bu duyguları nasıl karşıladığıdır: “Çocuğunuza hiç ‘hayır’ dediniz mi? Hoşunuza gitmeyen bir davranışı engellemek için bir şey yaptınız mı?”

Ayşe Hanımın bu sorulara cevabı “hayır” idi. “Hiçbir zaman bunu yapmak zorunda kalmadık. Onu sevindirmek, eğlendirmek ve ona bir şeyler öğretmek için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalıştık. Hiçbir zaman, onunla ilgilenmediğimizi düşünsün istemedik. İsteklerini görmezden gelmedik. Ağlamaması için gerçekten ne gerekiyorsa yaptık. Yani zannediyorum ki ona her istediğini verdik. Ve bu işe yaradı. Gerçekten mutlu bir çocuk oldu.”

Birkaç gün sonra aileyi evlerinde ziyaret ettim. Anne-babanın konuşmalarından Alya’nın ailenin uzun yıllar sonra sahip olduğu değerli bir çocuk olduğunu öğrendim. İkisinin de kızlarına taptıklarını ve hayatlarını kızlarına göre yaşamak için kendi hayatlarını feda ettiklerini görebiliyordum.

Aile, kızlarına gerçekten istemiş olabileceği her şeyi vermişlerdi. Alya, bir oyuncakçı dükkânının deposundaki oyuncaklardan daha fazla oyuncağa sahipti!

Alya ile birkaç dakika geçirdikten sonra Ayşe Hanım geldi ve beni dışarıya davet etti. O an Alya büyük bir tepki gösterdi: “Hayır! Onunla oynamak istiyorum!” Birkaç dakika içinde döneceğimi söyleyerek onu sakinleştirmeye çalıştım. Ama dediklerim umurunda değildi. Derken, birdenbire kendini yere atıp ayaklarıyla yere tekmeler atarak ağlamaya başladı. Anne-babasının böyle bir durum karşısında nasıl tepkiler vereceğini merak ettiğim için olaya karışmadım. Ayşe Hanım birçok annenin yaptığı gibi hızı çözümden yana oldu. “Tamam, Alya, o bir yere gitmiyor. Hadi sen de bizimle gel o zaman.”

Çocuklarına her şeyi vermelerine rağmen, vermedikleri çok önemli bir şey vardı: Çocuklarına sınır koymamışlardı. Daha da kötüsü, çocuklarının duygularına cevaben ona yine bir şeyler veriyorlardı. Alya’yı üzgün veya kızgın gördüklerinde kendilerini suçlu hissediyor; kızlarının ilgisini çekmek için onu oyuncaklara boğuyorlardı. Alya küçücük bir memnuniyetsizlik gösterdiğinde, hemen teslim oluyorlar; böylelikle çocuklarının anne-babasına istediğini yaptırma becerisinin iyice gelişmesine neden oluyorlardı.

Söz konusu ailenin, “çocuğumu mutlu etmeliyim” hastalığına yakalanmış olduğunu görüyorum. Geç çocuk sahibi olmuş aileler ile çalışan ailelerin bu hastalık karşısında daha da savunmasız olduklarını söyleyebilirim!

Çok sayıda anne-babanın bugünlerde çocuklarını disipline etmekte zorluk yaşadığını görüyorum. Onlar tek görevlerinin çocuklarını mutlu etmek olduğunu zannediyorlar. Ama kimse sürekli olarak kendini mutlu hissedemez ki- hayat bu değildir! ANNE BABALAR ÇOCUKLARINA, HİSSETTİKLERİ TÜM DUYGULARI TANIMLAMAYI VE BUNLARLA BAŞ EDEBİLMEYİ ÖĞRETMEK ZORUNDADIR! Böyle yapmazlarsa, onu hislerini yatıştırmayı öğrenme ve gerçek dünyada var olabilme hakkından mahrum etmiş olurlar.

Çocuklar yönlendirmeleri dinleyebilmeli, diğer insanlarla ilişki kurabilmeli ve bir aktiviteden diğerine geçebilme becerisine sahip olmalıdır. Bunların hepsi “duygusal zindeliğe” bağlı becerilerdir.

Bu nedenle çocuklarımızı mutlu etmekten çok, onları duygusal anlamda zinde olmaları için “eğitmemiz” gerekir. Buradaki fikir, çocukları kendi hislerinden korumak değildir. Hayatta yol aldıkları sürece, günlük üzüntüler, sıkıntı, hayal kırıklığı ve mücadele gerektiren olaylar ile başa çıkmaları için onlara gerekli araçları vermektir. Bunu sınırlar koyarak, kendi hissettiklerini anlamalarına yardımcı olarak ve onlara duygularını nasıl yönetebileceklerini göstererek yaparız.

Kaynakça: Hogg, Tracy; Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler,  Gün Yayıncılık, 12. Basım, İstanbul, Ağustos 2015

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here