Adile Naşit Kimdir?

1383

17 Haziran 1930’da İstanbul’da doğdu. Gerçek adı Adele Özcan’dı. Ermeni ve Rum kökenli bir aileden geliyordu. Annesi ünlü Kantocu Amelya Hanım, babası tuluat tiyatrosunun en renkli kişilerinden komedyen Komik-i Şehir Naşit Bey ve ağabeyi tiyatrocu Selim Özcan’dır. 1937’de Hayriye Lisesi İlkokulu’na başladı. Daha sonra babasının ölümü üzerine öğrenimini yarım bırakarak 1944 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Tiyatrosu’na girdi. Halide Pişkin‘in grubuna dahil oldu.”Her şeyden Biraz” adlı oyun ile İstanbul Turnesine çıktılar. Daha sonra Muammer Karaca’nın tiyatrosuna geçiş yaptı. Bu arada sinemaya da ayak basmıştı.

1947’de ilk filmi olan “Yara” da rol aldı. 1948 yılında komedyen Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile birlikte kurdukları toplulukta 1951 yılına kadar çalıştı. Bu arada Adile Naşit bizlerin Batıyla yüzleşmesini ve bu çerçevede yaşanan gülünçlükleri sahneye taşıyan ikinci sinema filmi olan “Lüküs Hayat” ta rol aldı. 1950’de kendisi gibi tiyatrocu olan Ziya Keskiner ile dünya evine girdi. Bu evlilikten Ahmet adında bir çocukları oldu. 1954’te yeniden Muammer Karaca tiyatrosuna geri döndü ve 1960’a kadar burada çalıştı. 1961’de eşi Ziya Keskiner ve abisi Selim Özcan ile birlikte Ankara’da Naşit tiyatrosunu kurdular. Bu topluluğun dağılmasından sonra 1963’te girdiği Gazanfer Özcan tiyatrosunda 1974’e kadar çalıştı.

Sinema perdesiyle kalbimizi ısıtmaya başlayan ve birbirinden başarılı işlere imza atan Adile Naşit 1966 yılında ne yazık ki kendi bağrına soğuk bir taş basmak zorunda kaldı. 16 Haziran’da kendi doğum gününden bir gün önce 1952’de dünyaya getirdiği tek çocuğu olan Ahmet’i kaybetti.

Ziya Keskiner ve Adile Naşit Keskiner çiftinin tek çocuğu olan Ahmet ilkokul ikinci sınıfa geldiğinde rahatsızlanır. Yapılan tedavilerle çocuğun kalbinin doğuştan delik olduğu ve tedavisinin sadece Amerika’da mümkün olduğunu öğrenirler. Bu süre içinde Ahmet için bir yardım kampanyası düzenlenir ve Amerika’ya gönderilir. Ameliyat güzel geçmesine rağmen beklenmedik bir sebeple koma hasıl olur ve Ahmet daha 15 yaşında dünyaya gözlerini kapatır. Adile Naşit ise bu acı haberi aldığında İzmir’de oyun öncesi hazırlıktadır. Bu habere rağmen sahneye çıkar ve bütün salonu kahkahaya boğar.

Oğlunun ölümü ile sarsılan Adile Naşit kalbindeki yarayı işi ile sararak 1970’lerde sinema hayatında muhteşem bir sıçrayış yaptı. Bizi eşsiz karakterler ile tanıştırdı. Her birisi ayrı ayrı zihnimize kazındı.

Tiyatronun Gülen Yüzü Adile Naşit

1972’de her şeye rağmen “Sev Kardeşim”dedi. 1973’te yakışıklı Ferit’in annesi oldu ve dersleri yerine kızlarla ilgilenen oğluna “Oh Olsun” diye iç çekti. 1974’te “Mavi Boncuk” dağıttı. 1975’te bizi mavi önlüğü ve elinde çanıyla okulun merdivenlerinde karşılayan bir çocuğunu kaybeden ama bir sınıf dolusu çocuğu olan, Mahmut Hocanın açlık cezası verdiği bir grup haylaz kıyamayıp gizlice yemek veren Hafize Anamız oldu. Yine aynı yıl çıkan “İşte Hayat” filmindeki Makbule rolüyle uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görüldü. Hep çocuklarından yana olan, babalarından gizli onlara yardım eden, vicdanıyla, sesinin tonuyla, gülüşüyle, bakışıyla, konuşma tarzıyla hatta saçlarıyla vefakar bir anne imajı çizdi. Çoluk, çocuk, gelin, damat, enişte… “Bizim Aile” filmi ile ekran karşısına çıktılar. Filmlerinin isimleri değilse de aile hissiyatı gönlümüzde hep aynı kaldı. 1976’da “Aile Şerefi” filmiyle bize zenginlik ve fakirliğin arasındaki acımasızlığı ekranlara yansıttı. Yetişkin Tellioğulları, Davranın Seferoğulları, Eyvah Gulyabani replikleriyle yine aynı yıl “Tosun Paşa” ve “Süt Kardeşler” filmleri yine ayrı bir ekol oldu. Erten Eğilmez’in yönettiği göklerde karanfil dağıtan çılgın aşık Vecihi’ye kızını bir türlü vermeyen Yaşar Usta’nın karısı olarak “Gülen Gözler” filminde kocaman bir ailenin fedakar annesi olarak karşımıza çıktı.

1978’de “Neşeli Günler” ile Kazım Bey’i turşuyu limonla yaptığına pişman eden ve karı-koca bu yüzden kavga edip küsen Saadet anne rolü ile karşımıza çıktı. Daha sonraları “Erkek Güzeli Sefil Bilo” , “İbişo” , “Davaro” gibi sayamadığımız daha birçok film ile farklı rollerde karşımıza çıkmaya devam etti.

1980’de TRT’de “Uykudan Önce” programına başladı. Ara ara müzikallerde de boy gösterdi. Film çalışmalarına da devam etti. 1981’de Gırgıriye serisinde müzik dersi veren Sulukule çingenesi oldu. 1982’de eşi Ziya Keskiner’i kaybetti. 1984’te  “Namuslu” filminde karı kocanın birlikte yatmasına izin vermeyen, onları kapının camından zıplayarak dikizleyen ve Şener Şen’i çıldırtan kaynana oldu. 1985’te Türkiye’de yılın annesi seçildi. 1986’da Kartal Tibet’in yönettiği Kürt filmi “Milyarder” de tren şefi Mesudiye’li Mesut’un piyangosu kazanması ile çöken hayatını izledik. Adile Naşit bu filminde yatakta yatan, hiç konuşmayan, bakışlarıyla her şeyi anlatan Boncuk Sultan olarak karşımıza çıktı. Ölen kızlarını unutamayan, resmini evlerinin başköşesine asan ve onunla konuşan bir çifti canlandırdılar.

Şener Şen’in filmin sonunda her şeyden vazgeçip tek arkadaşı olan Mahmut Hocanın evine koşup ona babası gibi sarılmasıyla bizleri gözyaşına boğdular. Mahmut Hocanın ise onu trene uğurlaması ve el sallaması bir devrin yavaş yavaş kapandığının habercisiydi.

Adile Naşit bağırsak kanserine yakalandı. Kanserle savaşırken de mesleğini ve çocuklarını asla ihmal etmedi. Ancak 11 Aralık 1987’de aramızdan ayrıldı. Yüzündeki o eşsiz gülümsemesiyle ve elinde kulaklarımızda çınlayan ziliyle okulun merdivenlerinde evlatlarına kavuştu.  Ahmet’e, Ferit’e,  Necmi’ye ve daha nicelerine…

10 YORUMLAR

  1. Bizim çocukluğumuzun anne yarısı, gece iyi uykular diyerek bizleri yatağa götüren, gülmesi ile hafızalarda hep ananelerimizi babannelerimizi kendisine benzettiğimiz insan. Huzur içinde uyu.

    • Amin.. “Aa Ali sen yatağa yatmamışsın?”diye de eklerdi.?

  2. Yazı yazan kardeşimize çok teşekkür ederiz. Bizi çok eski yıllara götürdünüz. Adile NAŞİT demek tiyatronun ve Türk sinemasının temel taşı demektir. Adile Naşit deyince herkesin aklına o gülen yüzü ve muhteşem oyunculuğu gelecektir. Hababam sınıfının Hafize anası hepimizin anası oldu.

    • Rica ederim.Bu yazıyı yazana kadar onun hayatı hakkında bir bilgim yoktu ve sadece severek izlediğim filmlerinden tanıyordum.Hayatını araştırdığımda ise çocukları bu kadar sevmesi ve yıllarca bize hissettirdiği o anaç duyguyunun sebebini anladım.Şimdi düşünüyorum.Kendisinin yaptığı iş bir sanat ise bizlere hissettirdiği o duygunun ismi neydi??

  3. Münir ÖZKUL ve Adile Naşit unutulmayan karakterler ve unutulmayan anılar bıraktılar. Her ikisi de bizim için unutulmayacak ve gelecek nesillerce de konuşulacak. Türk Tiyatrosunun ve sinemasının unutulmak iki karakteri diye soru gelse tek aklımıza gelen isimlerdir.

    • Size katılıyorum.Her ikisine de öyle alıştık ki hatta izlediğimiz filmde birini görsek diğerini de arar olduk.Bir devrin bambaşka bir ekolü oldular.Bu arada yorumunuz için de teşekkür ederim.

  4. Çocukluğumuzun en iyi oyuncularından bir tanesi, hala zevkle filmlerini izlerim. Bu tarz oyuncular artık pek bulunmuyor, Allah rahmet eylesin.

  5. Çocukluğumuzun neşesi, halen ne zaman izlesek bizleri mutlu eden kişidir Adile anamız. 🙂

  6. Allah rahmet eylesin öyle neşeliydi ki, o zamanların filmleri senaryodan öte gerçek yaşanmışlıklar gibiydi. Çok güzel yansıtıyorlardı duyguları. Şimdi o kalite de filmler pek yok.

  7. Hala filmlerini zevkle izliyorum. Çocuklarıma da izletiyorum, asla unutulmaması gerekiyor bu tarz efsane kişilerin. 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here